PETROL OFİSİ SEN NELERE KADİRSİN

OVM AKARYAKIT

Bazen gününüz birbirini tutmaz, her gün aynı olacak diye bir kural yok. O günde böyle bir gündü. Nasıl mı? O gün hiç olmadık kadar stresli ve bir o kadar da gergindim. Çünkü eşimin sancısı tutmuş, acil hastaneye yetişmesi lazımdı. Telefondaki arkadaş ısrarla bir şeyler soruyor. Evet- hayır oynar gibi cevaplar verip telefonu biran evvel kapatmak istedim. Direksiyonu o kadar sıkı tutmuşum ki ellerimle direksiyon kaynaşmış gibiydi, damla damla ter akıyordu. “Evet, beyefendi, tabi olur…” gibi cümleler kuruyordum. Amacım bir an önce yetişmek. Amaç zaten hep bir yerlere yetişmek değil midir? Konusu, amacı, sonucu ne olursa olsun hep bir koşuşturmaca ve yetişmek arzusu içimizde dalgalanmıyor mu?

Telefonu kapattım. Bu sefer şirkettekiler arıyor. “Petrol Ofisi arıyor teklif bekliyorlar.” Dedim ki “Benzin istasyonları ne yapacak yük platformunu, o kesinlikle makaslı istiyordur”. Ama nafile ısrarla benden telefon bekliyorlar. “Tamam” dedim.

Hastaneye aynı anda gelmiştik. Evdekiler oradan, bense bulunduğum yerden gelip aynı anda hastaneye girdik. Telaş içinde herkes. Bende ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Aslında bu ikincisi, tecrübeliyim ama yine de erken bir sonuç olduğu içinde telaşlıyım.

Akşam ziyarete geldi arkadaşlar. Konu yine Petrol Ofisiydi. Bir teklif karaladım. Hesapladım. Bunu yarın gönderin dedim. Birkaç gün sonra yine biri aradı. “İhale vardı katıltacak mısınız?”,

“Ya arkadaş bende niye bu kadar ısrar ediyon” diyemedim. “Tamam, gönderiyorum ekibi” dedim. Gittiler ve geldiklerinde “Abi iş çok büyük. İçeri girerken tam 4 saat mülakattan geçtik. İş büyük değil de prosedürler ve teslim için ekibi ikna etmek çok ama çok zor.” Önce bende biraz korktum.

Sonra hemşire çağırdı. Çocuğu görecektim. “Tamam tamam hallederiz” dedim. Arkamdan bir arkadaş “Neyi hallediyorsun abi bu istasyon değil Petrol Ofisinin üretim yeri. Kapıda bir dünya firma iş teslim tutanağını onaylatamadıkları ve işi teslim edemedikleri için orada yatıp kalkıyorlar. Sen neyine güveniyorsun.” Birden hemşireye doğru gitmekten vazgeçtim ve arkadaşa döndüm “ Ben mi?” dedim, ona dönüp. “İşime güveniyorum. Kendime güveniyorum. Bize bir isim ve büyük bir sınav lazım değil mi? Her gün aynı projeleri yapıp aynı sonucu alıyoruz. Biraz ezber bozacağız. Kendi ezberimizi, sektörün ezberini, hayatın ezberini bozacağız. Elemanlarımız ve biz belki ilk defa böylesi bir işi yapacağız. Denenmemişi ve yapılmamışı yapmak bize yakışır.”

Arkadaş hala olumsuzlukları ve riskleri sıralıyordu “Ama siparişte para vermeyecekler ve iş bitmeden ve iş teslim tutanağı imzalanmadan ödeme yapmıyorlar. Onaylansa bile -çok zor tabi ki de- en az dört veya altı ay deneyecekler.”

“Ölür müyüz?” dedim. Şaşkınca bana baktı.

“Abi çocuğun oldu gözün aydın ama bunun sevinciyle konuşuyorsun.”

“O veya bu sebeple böyle konuşuyorum. Tamam, kabul edicem. Sınırlarımızı aşmamamız lazım. Herkesin yaptığı projeyi yapmak ve sorunsuz işleri yapmak marifet değil ki. Biz yıllarca özgürlük ve özgürleşmek dedik. Şimdi bir iş, bir sipariş mi bizi hapsedecek. Her koşulumuz bu işi yapmaya uygun. En azından inanıyoruz yapabileceğimize. Yetmez mi?  Sadece birazcık cesaret lazım. Cesarette bizdeki heyecanda, sevgide var zaten”

Baya bir ajite ettik arkadaşlarla birbirimizi. İşe gittim. Tanju Bey, 120 sayfalık 4 adet sözleşme verdi. İlk 3 veya 5 sayfası teknik şartname diğerleri ise ceza, mahkeme, hak-hukuk gibi yaptırımları anlatan maddeler. İmzaladım. Ve işe başladık.

Baya bir zorlandık. Zorlandığımız konu işle ilgili değildi prosedürlerdi. Onlarda haklıydı, iş kazasına ve tehlikeye meyil vermemek için çok çaba gösteriyorlardı. Hatta yöneticileri son dört yılda üst üste iş güvenliği ödülü almışlardı dünya listelerinde. Çok büyük başarıydı. Amaç başarıyı sürdürmektir. Zaten zor olan 1. olmaktır. Orayı korumak için hep atik, hep yeni, hep güçlü, hep formda olmanız gerekir. Yoksa 2. ve 3. hep ensenizde zaten.

Son aşamaya geldik her şey bitti. Raporları aldık. Evraksal dokümanlara kaldı sıra. Hiçbir şey kabul edilmiyor. Kimse de bir şey söylemiyor. Habire çizim yapıyor, gönderiyoruz. O kadar çok elimizde yazı, doküman, çizim ve bilge oldu ki en sonunda bunları kitap yaptık. Hidrolik Yük Asansörünün Tarihçesi kitabı böyle ortaya çıktı. Allah razı olsun onlardan da bir kitabımız oldu, ardıllarıma bırakabileceğim bir şeyim vardı.

Yine kabul görmedi istenilenler, anlamlandıramadık bir türlü. Geçtim bilgisayarın başına. İçimden geleni yazdım. Daha çok şiirler ve sözlerden ibaret bir yazıydı. Her şeyi ama her şeyi yazdım. Sadece bir şey sordum. Bu işin parasında değilim. Zaten maliyeti fazla bir işti. Her gecikmeden de zarar artı maliyetimiz o kadar fazla ki biz işin ekonomik kısmında değiliz. Verdiğim bir söz vardı. Herkese ama herkese seslendirdiğim bir söz. Biz ezber bozacağız. Gerçekten de size yaptığımız projeler ezber bozdu piyasada. Çalışanlarımız bile bu son teslim tutanağına kadar güvenleri tavan yapmıştı. Sektör bize gıpta ile bakıyor. “Gelin bu çocukları boynu bükük yapmayın. Size istediğiniz kadar deneme süresi veririm. Her şey kuralına uygun zaten. Cezalandıracaksanız beni cezalandırın. O teslim tutanağı ekonomik olarak değil, birçok kişi ve arkadaşın beklentisi olmuş. Muhannete muhtaç etmeyin.” dedim.

Sonraki gün ve günlerde ne arayan ne soran oldu. Artık umudumuz tükenmişti. Makineyi kullandıkları halde deneme süresini kendilerince belirliyorlar” diye düşünüyorduk.

Her gün gibi bir gündü. Yeni işler almış onları takip ediyorduk. Tanju Bey aradı. “Abi sana o kadar dedim saçmalama mailde. Al bak adamlar cevap yazmış. Teslim tutanağı için imza sirkü sahibi gelebilir” diye. Sadece “evet” dedim kapattım telefonu. Tanju Bey kahkahalara boğulmuş gülüyordu.

Olmuştu işte. Güvenimiz yerine geldi. O projeler bizim “Namımızdır”. Ezber bozmuştuk. Dede Korkut masalı gibi rüştümüzü tamamlamış ve bir ismi hak etmiştik. İsmimiz ne olursa olsun herkesin onurunu kurtarmıştık ve gelecekte bir zafer gibi bahsedebilecekleri, gururla anlatabilecekleri bir hikâyeleri vardı.

Boğaziçi Platform ailesinde maddiyat en sondur. En önemli konu ezber bozmak, yeniyi yakalamaktır. Sıradanlaşmamaktır. Biliriz çünkü sıradanlaşmak, çürümenin ilk adımıdır. Yenilenmek için çabalar. Ve radyodan yükselen grubun da dediği gibi “Cesaret. Cesaret. Daha fazla Cesaret…”

 

Tarihe bir not düştük o işten sonra.

Yeter ki inanın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir