GENÇLER EMİN ELLERDE

Eğitim öğretim sezonu başladı. Biraz geç bir başlık attık. Okullar açılalı yaklaşık bir ay oldu. Hep aklımıza geldi fakat koşuşturmalardan bir türlü yazma şansımız olmadı. Sebep sadece bu değildi. Mesela konunun düşüncemizde oluşması için bir pratikle karşılaşmadık.

Meslek liselerinin zorunlu stajları vardır. Öğrenciler teoride öğrendiklerini, pratikte uygulamalı öğrenmeleri için staj zorunlulukları vardır. Kendi branşlarında, okulların belirlediği iş yerlerinde zorunlu stajlarını yapmakla mükelleflerdir. Haliyle bizim de firmamıza okulların yönlendirdiği öğrenciler olmaktadır. Aslında platform sektörü derneği ile Haydarpaşa Meslek Lisesi’nin bu yönlü programları ve projeleri son yıllarda iyi bir şekilde devam etmektedir. Çağımızın ve haliyle sektörümüzün en büyük sorunu mevcut kadrolarla yetinmek ve yeni kadrolar yetiştirememektir. Hızla her şeyin değişim-dönüşüm ve beraberinde büyüme gösterdiği ortamda eldekilerle bir yere kadar yol alabilirsiniz. Teknolojik gelişmelerden tutun da var olan kadroların emekliliği, başka meslek tercihleri, “iyi bir maaş teklifi almak” veya zorunlu ikamet değişiklikleri gibi gerekçelerle kadrolarda bir azalma veya büyüyen firma sayısına cevap olamamak, sayısal olarak yeterli gelememek gibi durumlar gözümüzün önünde koca bir dağ gibi sorun olarak durmaktadır.

Platformder ve Haydarpaşa Meslek Lisesi gibi değerli kurumlar ihtiyaçlar dâhilinde bu sorunu gündemlerine aldılar ve konunun çözümü için acil eylem planı çıkardılar. Seminerler, toplantılar, bireysel görüşmeler, fuarlar ve benzeri pratiklerle hızlı adımlarla, konuya müdahil oldular. Aslında çok sevindirici ve moral verici çalışmalardır. Dernek ve akademik kurum el ele verip sorunları çözmeye çalışmaktadır. Bizim gibi firmalar ve sektörler için iyi bir fırsattır.

Bizim bu konuda taleplerimizi derneğe bildirmemiz gerekir. Dernekte sağ olsun çok ilgilidirler. Hemen Liseye bilgi verip gerekli personel desteğini sağlamaktadır. Şimdi diyenleriniz vardır “stajyerle bu iş olmaz”. Kesinlikle haklı olduğunuz yanları vardır. Fakat düşünün bir tarlayı. Koca bir tarlanız var. Bakımsız, ürününüz gittikçe kalitesizleşmeye başlamış. Sulamıyor, gübrelemiyor ve teknolojik üretim aletleriyle tarlanıza müdahale etmiyor güncellikten kopuk üretim yapmaya çalışıyorsunuz. Bir zaman sonra o mahsulü de alamayacaksınız. Masraflarınız artıkça üretimiz azalacak ve virane bir hal almaya başlayacak tarlanız. Sektörümüz de bir tarla misalidir. Her türlü makineleri aldık. Yatırımları yaptık. Fakat makineyi kullanacak adam olmayınca, milyon dolarlık parkımızdaki makineler bir hiçtir. Veya makineyi işe gönderdik. Uzun vadeli bir veya bırakın uzun vadeyi her hangi günlük bir iş olsun. Makine çalıştı. Kullanıcı veya makinenin herhangi bir yerinde arıza çıktı. Nitelikli elemanımız yoksa orada o sorunu çözemezsek, yaptığımız makine yatırımı, ödediğimiz nakliye bedeli, operatöre ödediğimiz maaş, genel giderler hepsi cebimizden çıkar. Müşteri bizi hemen şantiyeden çıkarır ve bir daha da bizi tedarikçisi olarak görmez. Nerde kaldı bunun ticari boyutu, kar elde etme mantığı? Külliyen zarar. Bunu stajyer mi çözecek? Şu anlık hayır. Fakat bu çocukları biz alır, uzman ekiplerin yanında öğretici bir sistemle yetiştirmeye çalışsak. İşi ona sevdirsek. Sonra yavaş yavaş montajcılarla, teknik ekiple sahaya çıkarsak, hafifçe omzundan itelesek, biraz sabır göstersek ve emek versek bu çocuklar birer kurtarıcı olurlar sektöre. Hiçbir şey kendiliğinden hemen oluşmuyor maalesef. Zaman gerek, emek gerek, sevgi gerek. Eğer yapamazsak inanın çocuklara değil kendimize yazık ederiz.

Çağımızın vebası değil midir nitelik sorunu? Hangi işyerinde kaç tane eleman var tam anlamıyla işlerini yüz üzerinden yüz veya bırakalım bu skalayı hangisi, ikinci defa söylemeden işini yapıyor. Çok değerli arkadaşlarımız var. Zaten onların yüzü suyu hürmetine iş yapıyoruz. Nitelikleri, tecrübeleri bize destek oluyor. Ya büyük çoğunluk ne durumda?  Bahsettiğimiz sıkıntılar içerisinde. İşi iki kere söylersin, gittiği yerde kendi işlerini halletmek için telefonla konuşur, işe gidiyorum diye özel işleriyle uğraşır, mesai yazmak için akşama kadar kontak açık bekler şantiye önünde sonra akşam gider işe bakar. Genelde altıdan sonra çalışır. Tam işlerin en yoğun olduğu dönemde viziteyle gelir. “Yok efendim bu para beni kurtarmaz”, gibi tehditvari konuşur.

Arkadaşlar, size diyorum. Biz sistemin kölesi miyiz? Biz paramızın kölesi miyiz? Yoksa işimizin mi kölesiyiz. Sistem, makineler, işyerleri bizim inisiyatifimizden çıkıyor. Biz sürüklemiyoruz, sürükleniyoruz. Olmadık adamlara, olmadık tavizlere evet diyoruz. Böyle hayat mı sürer?  Hepimiz ilaç torbalarıyla, doktor randevularıyla dolaşıyoruz. Sağlığımız, aile yaşantımız, işimiz her şeyimiz bozulmaya başlayacak.

Burada kötü eleman demiyoruz. Yetersiz kadrolar, alternatifsiz personel yapılanmalarından bahsediyoruz. Kadrolaşmayı iyi yapacağız. Alternatiflerimiz olacak. Yetiştireceğiz. Kendimiz için, çocuklarımız için, sektör için, muhannete muhtaç olmamak için yetiştireceğiz. Yetiştirmezsek bir köle olmaya devam edeceğiz. İtaat edeceğiz. Kötü niyetli insanlara biat edeceğiz.

Oysa ne zorluklarla ne emeklerle ne mücadelelerle biz bugünlere geldik. Şimdi niteliksiz kadrolar veya işin önüne menfaatlerini koyan art niyetlilere mi meydanı bırakacak ve terki diyar mı edeceğiz. Marks’ın bir lafı vardır “işçilerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur” .  Vardır aslında. Günümüzde bu biraz değişti. Evi, arabası, kredi kartı, yaşam standardı vardır. Belki asgari ücretli için değil ama orta sınıf için bunu diyebiliriz. Borsayla en çok ilgilenen orta sınıf mesela (yöneticiler, seolar, formenler, vs…). yetersiz kadrolaşma veya işi önceliğine koymayıp menfaatlerini önde tutan ve “firmayı nasıl sövüşlerim” diyen mantık bize kaybettirir. Kaç firma gördük kadrosuzluktan, niteliksiz elemanlardan, yöneticilerin yanlış stratejilerinden bittiler. Esamisi okunmuyor hiç birinin.

Bu sabah motosikletiyle biri geldi. Selamlaştık. Elinde kâğıtlar… Kendini tanıttı. Hemen ayağa kalktım ve tokalaştım. İlk sözüm “O meşhur Emin hoca siz misiniz?”. Evet, Mehmet Emin Yaman diye bir öğretmen vardır. Haydarpaşa Meslek Lisesi’nde… Mükemmel bir karakter… Öğrencileri bayılıyor ona. Tüm öğrencilerinde telefonu var. Çekinmeden verir numarasını. Gece- gündüz yanlarındadır çünkü onların. Her sorunuyla ilgilenir. Aileleriyle paylaşmadıkları sorunlarını Emin hocayla çözmeye çalışırlar.

“Puanı tuttuğu için gelen öğrenciler var. Biz onlara küskün diyoruz.” Başladı onlara verdiği destekleri anlatmaya; “Biliyor musunuz bu çocuklarla birebir ilgileniyoruz. En iyi öğretmenleri yanlarına verdik, onlara işlerini, mesleklerini sevdirmek için sürekli firma ziyareti, fuarlar ve makine kullanmak için iş makinecilerine götürüyoruz. Oyun oynuyoruz resmen. Mutlu olsunlar, sevsinler diye. Bu onların mesleği olacak. Bomboş çocuklar yetiştirmek istemiyoruz. Çünkü gerçek hayat ne televizyonda ne de internette. Bir bilezikleri, işleri olsun diye çabalıyoruz.”

Dinlerken gözüm yaşardı. İstese hiç ilgilenmez, akşam oldu mu evine gider. Öğrencilere iş olarak bakar. Ama öyle yapmıyor. Çocuklarım diyor. İşini amacı yapmış. “Aldığım maaşı sonuna kadar hak etmek istiyorum” diyor. Bu sorumlulukta… Oysa yukarıda bahsettiğimiz nitelikli kadro Emin Hoca değil midir? Mesai saati içinde değil gece gündüz koşturuyor. Yeter ki çocukların bir amacı ve sevdikleri bir işi olsun diye çabalıyor.

Sıra bizde arkadaşlar. Emin hocaları destekleyeceğiz. Ve Haydarpaşa meslek lisesi veya her hangi yakınımızda liselerden stajyer öğrenciler alıp birlikte hem kendimize, hem onlara güzel günler görmek için çabalayacağız.

Nicelik değil Nitelik kazandıracak dünyaya…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir