Archives for Genel

GÜNSAN IŞIK SAÇIYOR

Günsan elektrik, namı diğer Shcinder elektrik ışık saçıyor. Elektrik sektörünün duayeni olarak gösterilen firma imalatını profesyonel taşıma sistemiyle dizayn etti. Samandıra’daki imalatında daha önce kullanılan ve her yerde kabul görmeyen, firmanın İSG’si tarafından kabul görmeyen Halatlı sistem caraskalın yerine hidrolik Yük Platformu kuruldu. İmalatçısı ve kurulum firması Boğaziçi Platform olan yük platformu eksiksiz ve çalışır vaziyette görevini layıkıyla yapmaya çalışıyor.

Günsan elektrik firması web sitesinde hakkımızda yazısında yazdığı gibi bir firmadır.

  • Günsan Ailesi mütevazidir.
  • Günsan Ailesi samimidir.
  • Günsan’da herkes ailenin bir parçasıdır.
  • Günsan ailesi hem atik hem de istikrarlıdır.
  • Günsan ailesi gelenekseldir.

Firmaya girdiğinizde zaten sizi karşılayan bu üste yazdıklarımızdır. İşlerinde çok profesyonel ve samimidirler. Samimiyetlerinin içerisinde yaptığınız iş zor olsa bile size tedirginlik yaratacak bir agresiflikte değildir.

Firmaların yaptıkları iş ne olursa olsun söylemleriyle, pratikleri aynı olmalıdır. Biz bunu sonuna kadar yaşadık. Ve işleri o kadar rast gitti ki her şey bir biri ardına sıralı bir şeklide vakit kaybettirmeden ve risk teşkil etmeden tamamlandı. Firmanın da ısrarla üstünde durduğu buydu. İlk görüşmeye, İSG uzmanının katılması ve tamamen iş güvenliği üzerinde notlar aldırması ve taleplerini sıralaması firmanın neye dikkat ettiğini apaçık gösterdi.

İnsan değeri hiçbir şeyle ölçülemez. İnsana verdiğiniz değer de bulunduğu yere göre farklılıklar gösterse de özünde koruyu ve kollayıcı tedbirlerle olmaktadır. Çalışanlarınıza verdiğiniz önem, işlerinizin aksamaması ve tehlikeden uzak durmak için alınan tedbirler değildir. Bunlar belki etkileyici durumlardır. Fakat belirleyici olan çalışanın en küçük bir tehdit ve tehlikeyle karşılaşmamasıdır.

İş kazalarının bu kadar yoğun olduğu bir ortamda, böylesi hamleler bizi gerçekten umutlandırıyor ve cesaretlendiriyor.

İş yerlerimiz genel bir tarifle “bizim ekmek kapılarımızdır”. Ekmek yediğimiz yerde boğazımıza bir şey düğümlenmemelidir. Sindirmemiz kolay olmalıdır. Moralimiz yüksek olmalıdır. Karşılıklı bağıntılar yasası vardır felsefe de. Her şey bir biriyle bağıntılıdır. İş verimi, karlılığı getirir. Siz verim için elinizden gelen her şeyi düzenli yapar ve sağlıklı bir ortam yaratırsanız işlerinizde sekteye uğramadan hallolur ve varlık gerekçeniz “kazanç” size kat be kat dönüş yapar.

Herkesi eşit görmek ve aile kavramı içerisinde görmek istiyorsak ayrımcılık değil, birleştirici olmalıyız. Hatta hak edene hak ettiğini fazlasıyla verip pozitif ayrımcılık yapmak gerek.

Atalarımızın bir sözü “ekmeği ekmekçiye yaptır, bir tane de fazla ver”  der. İşi uzmanına bırakmalıyız. “İş bilenin kılıç kuşananındır” sözü gibi olmalıdır. Atasözü dersi gibi oldu. Fakat gerçekleri hangi tabir ve eylem açıklıyorsa onunla anlatmalıyız.

Günsan Elektrik, bizden aldığı çift pistonlu yük platformu ile bünyesinde geliştirdiği bağları daha da bir pekiştirmektedir.

“Önce insan” diyorsak, insanca yaşam koşulları oluşturmamız kaçınılmaz bir görevdir.

Günsan Elektrik’de bunu çok net görebilirsiniz.

Read more

GENMED HİKÂYESİNİ YAZDI

Genç yatırımcıları hep takdir etmişizdir. Girişkenler, gözleri karadır, cesaretli ve gençliklerinden dolayı enerjik, güncelliği takip ettikleri içinde “çağın içindeler”. Klasik sistemleri sevmezler. Akademik, teorik birikimlerini tecrübelerle birleştirip çığır açacak bir enerjiye ulaşabilirler. Öncelikleri ve sorumluluklarını da somut koşulların, somut tahlilini yaparak gerçekleştirirler.

Bulmakta zorlandığımız bir adreste -üç kere önlerinden geçtiğimiz halde bulamadık- buluştuk. Nihayet oturduk ve konuyu dinledik. Bizim sektörde hikâye çok önemlidir. Müşterinin ve satıcının istekleriyle ilgili- yük platformu- ihtiyaçlarını ve ne beklediklerini anlatabilmesi ve dillendirmesi çok önemlidir. Aslında masalcıyız biz. Hem iyi bir dinleyici hem de iyi bir anlatıcı olmaya çalışıyoruz.

Hikâyemiz belliydi bizim için renkleri, sevk adresleri farklı da olsa içerikleri ve teknik özellikleri ile kahramanlarımız aynıydı. Kahramanımızın yük taşıyacak ve çevreye de zarar vermeyecek, ev sahibini-müşteriyi- üzmeyecek, tedarikçiyi de yormayacak cinsten olması isteniyordu.  Hikâyedeki karakterler, giriş – gelişme – sonuç belirlendi. Aslında hikâyeyi yazmak değil de iyi hikâye anlatmak önemlidir. Hikâyenin kahramanını gür ve yüksek sesle belirtmek ve dinleyiciyi hikâyeye sokman gerekir. Eğer bir bütünlük ve gerçeklik içinde değilsen ve hikâyeyi önce sen yaşamadan anlatırsan düz bir yazı olur. Sıradan bir yazı… Oysa hikâye yazmak kolay mı sanki. Emek verilmiştir. Kafa patlatılmıştır. Düşünülmüş, duygular katılmış, yoğrulmuş bir eser, bir yazınsal anlar ve dizelere sıralanmış yaşamlar konulmuştur. Kalk bunu sen hiçbir duygu hiçbir figür geliştirmeden dümdüz oku. Sonra. Sonrası koca bir Hiç…

Hikâyeyi yaşamadan, hikâyeyi yazamazsın. Ve anlatamazsın. Pür dikkat seyretmeli dinleyici seni. Ezbere bildiği söz bile o an ona farklı gelmeli. Soluksuz dinlemeli yani. En küçük tepkinde savrulmalı, en küçük mimiğinde gülmeli. Yoksa hikâyeye de yazık edersin, hikâye anlatmak için harcadığın kendine de yazık edersin. Sadece yayılıp dinleyen ve devamlı saate bakıp -ne zaman bitecek diye bekleyen- oradan da boynunu yarım daire şeklinde çeviren ve omuzunun kireçlenmemesi için egzersiz yapan kalabalıkla karşılaşırsın. Bırak ayağa kalkıp seni tebrik etmelerini, alkışlamazlar bile bir daha da seni anmak istemezler.

Biz de, Genmed de hikâyesini anlattı. Sonra yaşamsallık, duygudaşlık kattık. İkimizde gerçekten iyi çalışmıştık. Emeksiz ne var ki sanki… “acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir” sözü gibi emekten geçmeyen de değerli olmuyor. Sıradanlaşanları bilmeyiz. Yaşadığın veya varlığında her günün farklı geçse de akılda kalan eylemselliğin yoksa tüm günler birbirini takip eden günlerden farksızdır.

Genç dinamik, yatırımcı diye bahsettik arkadaşlardan. Aslında yatırımcı değillerdir. Çünkü yatırımcının elinde sermayesi olur ve yatırım yapsar. Esas olan çok kazanacağı kârlı işlere yatırır sermayesini. Yatırım yaptığı sektöre bakmaz, kârını düşünür. Oysa Genmed şirket sahipleri, bildiğiniz emekçi, alın teri dökmüş, mücadeleyle bu günlere gelmiş ve sermayelerini keyfiyete, fuzuliye, müsrifliğe değil, işlerine yatırmışlar. Kısa bir sürede hayranlık derecesinde işlere imza atmışlar ve fabrikalarını kurmuşlar. İlk buluştuğumuz adresten sonra hikâyelerini yazmışlardı ve bize anlattılar. Şimdi hikâyelerini yaşıyorlar ve başarılara imza atmaya devam edecekler.

Amacın varsa, yol haritan ve stratejin de vardır. Eğer stratejin sonuç yaratmıyorsa ve yanlışta ısrar ediyorsan bil ki sen kaybetmeye mahkûmsun.  Burada belirleyici olan hikâyeni iyi kavrayacaksın. İyiliğin içine; çaba, alın teri, emek girerse bekleyin görün ki siz başarının istikametine girmişsinizdir. Sizi hiçbir şey yolunuzdan alıkoymaz, sadece engellemeye çalışırlar. Amacımızdan saptıramazlar, sevdanızdan alıkoyamazlar sizi.

Ve tarihte bilir ki; sevdası büyük olanın yüreği de büyüktür.

Bugün formumdayım gerçekten…

Read more

BEŞGEN ASANSÖR DÖRT KÖŞE

SATIŞIN KİTABINI YAZAN ÇOCUK…

Asansör sektöründe iddialı işler yapan firmalar Boğaziçi Platform ’la ortak bir payda da buluşuyor. Her türlü imalat ve montaj anlamında kaliteli işçilik ve profesyonel malzemeleri, üstün çözünürlüğü ve görselliği olan mühendisleriyle projelere uygun imalatlar yapmaktadır.

Aylardan Nisan, hava baharı andırıyor. Sıcaklar mevsimin tüm olması gereken hava durumuna inat güneşin baskınlığında. Belirtilen adrese geldiğimizde bizi karşılayan arkadaşlarla yeni yapılmış bir odaya geçtik. Sırayla insanlar ve beraberinde getirdikleri unvanlarla karşımıza geçip oturdular. Kendimizi mülakatta gibi hissettik. Oysa bizim gidiş amacımız binamızın insan asansörü siparişini vermek ve pazarlık yapmaktı. Her şey çok sakin ve gözler hep dikkatli şekilde odada geziniyordu. Çaylar, kahveler, ikramlar hava da uçuşuyordu. Hele masanın yanındaki lokumlar ve kuruyemişler her sohbette avuçladığımız yemişlerdi. Hatta baya abartmış olmuş olmalıyız ki yenileri takviye yapılınca ben kendimi biraz geri çektim. Israrla beni teşvik edip “lütfen” diye ısrar ettiler ve biz ikramları bir bir sohbete katık olsun diye yemeyi sürdürdük.

Konuya girildi. Derdimizi anlattık. Uygun bir çözüm yolu arıyorduk. Malum hastalık “asansörü yapan firma kaçmıştı”, işi bitirmeden kayıplara karışmıştı. Pazarlık devam ederken ben “siz burada bir şeyler yapın bende size imalatımla ilgili bir siparişte iyi bir şey yaparım” dedim. “Ne yapacan ki abi sanki %30 indirim mi yapacan” dedi köşede oturan biri. Bense kendimden emin şekilde “tamam şimdi kıvama geldiler pazarlık güzel geçecek” diye düşünüp kıs kıs içten içe gülüyordum. “Yaparım tabi” dedim.

Birden biri dışarı çıktı, kâğıtlarla içeri girdi. Bizim antetli kağıtlar elinde, şaşırdım. Nedir diye daha sormadan “abi geçen ay aldığımız iş onaylandı. Bize %30 indirimi yapar mısın” deyince, lokumun tozundan mı, leblebinin parçacığından mı nedir bilmem, birden öksürmeye başladım. Ortalık kahkahalarla dolmaya başladı. Ben “erkekliğe” laf getirmemek için ısmarlama gülüyordum. Bittiğimin resmiydi. İstediğim sipariş için hemen en dip fiyatı verdiler ve benden de oran olarak baya bir indirim aldılar. Ava giderken avlanmıştık.

Sonra kahkahalar tekrar yükseldi, imzaları attığımızda. “Abi nasılsın” diye sordu Gökhan. Bizi tanıştıran da oydu. Titrek bir sesle “iyiyim” dedim.  Nasıl iyi olabilirdim bu kadar büyük işi bu paraya yapmaya. Ayrıca barter yapacaktık. Külliyen zarar.

Ofise geldim ve düşünmeye başlamıştım. Yılmaz Erdoğan’ın Organize İşler filmi aklıma geldi, ne hikmetse. Biraz daha düşündüm ve aklımda yine o film. Aradım Gökhan’ı. Hal hatır. Sonra konuya girdim. “Abi” dedi gülerek. “Senin geleceğini bekliyorduk ve siparişin onaylanmasıyla aynı zamanda seni çağırdık.  Konuştukça film şeridi gibi geçti o bekleme yerindeki dizayn, oturma şekilleri, diyaloglar…

Neyse bir kurgunun içine düştüm. Yapacak bir şey yok. Bak ne güzel bir anı olmuş. Biraz pahalı oldu ama hala aklımda önemli bir kesittir.

Gökhan Ünal, firmanın satış ve pazarlama sorumlusu. İlginç bir hayat hikâyesi var. İzmir’den İstanbul’a yeni bir hayat kurmak için zor şartlar içerisinde gelir. Burada tutunmak ister. Hayli de kiloludur. “Yeni yaşam yenilerle olur” demiş kendisine. İş bulmuş bir yerde. Depocu olarak. Yol bilmez iz bilmez İstanbul’da. Hemen başlamış işe. Akşam bir an önce evine gitmek çocuklarıyla bir araya gelmek ve bu “gurbet elde” onları, kolları kanatları altına almak ister. Gel zaman git zaman işe hâkim olur ve gittikçe de alışır ortama. Diyalogları, üslubu, kıvrak zekâsı çabuk fark edilir. Patronu bir gün çağırır odasına. “Bundan sonra satışçısın” der. Anlamamıştır ne demek istediğini, “efendim”. “Satışçısın oğlum” diye yineler patronu. Fark etmiştir onu. Diyaloğunun güçlülüğünü ve ikna kabiliyetini görmüştür. En zor işleri nasıl çevirdiğini ve işten kaçmadığını, bir kere bile vizite izni almadığını görünce aradığı kanın bu olduğuna kanaat getirmiştir. Gökhan artık satış için sahada.  Onun hayatının dönüm noktası o karar neticesinde, Gökhan Ünal’ın artık kolunda “bir bileziği vardır”. Kimseyi mahcup etmemek için gerek araçla gerekse otobüslerle yağmur, çamur demeden işini yapmaya çalışır. Firma onla beraber “şaha kalkar”. O artık Firmayla özdeşleşmiştir. Son yılların en fazla asansör satışı yapan adamı diyebiliriz. Yeter ki bir ışık görsün koşup kollayıp o işi bitirir.

“Kilolu demiştim”. “Yeni yaşam yeni şeylerle olur” –onun lafıdır- dedi ve şuan ki kilosu kadar bir ağırlığı bertaraf edip normal bir kiloya ulaştı. Böyle de azimli ve hayata tutunmayı bilen, yaşamı seven, iyi bir insandır.

Zaten bizi de punduna getirip “ava giderken avlayan”  o değil miydi?

Yolun açık olsun ”satışın kitabını yazan çocuk”.

Read more

DÜRÜSTLÜK (+/*-) = TEKNİKEL İNŞAAT

Yıllar yıllar önce bir inşaat yapılmış. İnşaatın bütün işleri bitmiş. Herkes bir bir evlerine taşınmış. Çok sevmişler evlerini. Bahçesi, oyun parkı, otoparkı, güvenliği, dış alan düzenlemesi çevre tarafından çok beğeniliyormuş. “Acaba kim oturuyor bu güzel evde” diye de konu komşu söyleniyor, iç çekiyorlarmış.

Düğünler yapılmış, doğum günleri kutlanmış. Yeni yeni bebeler binaya gelmiş. Toplum misali, her evde bir ses, bir cümbüş, bir tatlı huzur yükseliyormuş. “Bakkala gidiyorum, bir şey lazım mı” dermiş çocuklar komşularına. Pazardan alınan şeylerden komşularının kapısına bırakırlarmış “Hatice teyze şimdi çıkamamıştır pazara” diye. Düğün olduğunda birlikte halaya dururlarmış, yeni bir hayat dünyaya ilk nefesini verdiğinde herkes bir şeyler hazırlar kırkı çıkana kadar, sütü bol gelsin diye komşularını, kızlarını, bacılarını yalnız bırakmazlarmış.

Mehmet amca gece fenalaşınca komşuları çok telaşlanmışlar. Aman aman korkular sarmış amcalarına bir şey olmasın diye.

Sonra bir gün kara bulutlar çıkmış. Fırtınalar esmiş. Camları zangır zangır sallanmış. Tufan kopmuş. Nuh’un gemisi olsa hemen herkes binecekmiş. Çocuklar korkmaya başlamışlar. Sonra elektrikler kesilmiş. Şimşek arada bir etrafı aydınlatırken de yürekleri patlatan bir sesle ortalığı inletirmiş.  Sonra sessizlik olmuş. Yine şimşek çakarken bir karartı belirmiş. Tekrar sessizlik başlamış. Birden “booommm” diye ses gelmiş. Kapı büyük bir gürültüyle kırılmış, içeri giren kalın bir sesle kahkaha atmaya başlamış.  İçeri girmiş çamurlu ayakları, elinde fener, başından aşağı su süzülerek karartı.

Korktunuz mu? Valla ben yazarken korktum. Acaba ne çıkacak diye. Meğerse “kötü” komşu çıkmış. Kötü mü iyi mi bilmiyoruz tabi. Kimseyi de yadırgayamayız. Ne de olsa bir hikâye bu.

Fakat bu hikâyeye benzer bir hikâye duyduk. Birazda hayal gücümüzü kattık. Konumuz fizik. Tabii ki de şaka şaka…

Yıllar önce -bu sefer gerçek- biten bir binada aynı hikâyede olduğu gibi iskân alınmış, her şey bitmiş malikler katlarına kavuşmuşlar. Yıllar sonra bir malik “projede otopark asansörü var neden şimdi otoparkta asansör yok” diye bir soru sormuş. Sormuş fakat binadaki herkesin isteği üzerine otopark yapılmaması istenmiş. Çünkü otopark alanı şuan barınak olarak dizayn edilmiş ve araçların üstten girecekleri yer oyun parkına tekabül ediyormuş. -Bu arada binanın her yerinde yeşillikler ve ağaçlar var.- Bu konu yıllar sonra tekrar açılmış ve arkadaş “ben istiyorum” demiş.

Şimdi hikayeye giriyoruz. İşi teslim eden taahhüt firması yıllar sonra hiç sorun yapmamış ve tüm maliklerle tekrar bir araya gelip “siz de istiyor musunuz” diye sormuş. Daha önce verdikleri cevabın aynısı vermişler “ne gerek var, fuzuli masraf” fakat bir Malik’in itirazı devam edince firma sahibi Zeki bey, “tamam yapacam” demiş. Herkes itiraz etmiş fakat “bir kişinin huzursuz olduğu yerde para benim için son plandadır.”

Bizi aradılar. Konuyu da bu kadar yakından bilmemin sebebi ise zaten sürekli bu konu içerisinde olmamız. Bütün prosedürleri hazırladık. Makineyi bitirdik. Kocaman otoparkı olan sitede sadece komşunun kendi aracı ve bir araç daha girecek yere “bir sürü para” harcandı ve otopark asansörü yapıldı. İki araç için yaklaşık olarak + ev parası harcandı.

Dürüstlük, sattığın malın arkasında durmak gibi alengirli sözler duyarız ya… Herkes işini süper yapmıştır. Kurumsallaşmıştır. Satış sonrası memnuniyet onlar için çok önemliymiş. Lafügüzaf hepsi. Bunca yıldır ticaretin ve hayatın içindeyim fakat çoğu lafın, pratikte olmadığını çokça gördüm. Ender gördüğüm karakterlerden biri de Zeki Bey’dir.

Ticari bağımız haricinde ortalama sayılabilecek bir diyalog içerisinde bile olmadık. Fakat dürüstlüğünü işi yapınca gördük. İç dünyasından dolayı da işi bir bir rast gitti.

Şimdi hayırlı olsun değerli komşularına.

Biz bunun mukayesesini yapacak durumda değiliz. Mutlaka herkesin haklı olduğu konular vardır. Saygı duyarız. Örnekleme yapmak istedik. Dürüstlük, sözün arkasında durma, hatta yazılı bir bağlayıcılık yokken sadece “binanın huzuru bozulmasın” diye komşusunun “gönlünü almasını” bilen biridir.

Teşekkürler Teknikel İnşaat, Teşekkürler Metin Bey.

Teşekkürler “ince düşünceli” Zeki bey.

Read more

PLATFORM MU ASANSÖR MÜ? -II

  1. ASANSÖR DİREKTİFİNDE YAPILACAK DEĞİŞİKLİK

Avrupa Birliği Komisyonu ve Üye Devletler, Asansör Direktifi ve Makine Direktifi kapsamları arasındaki sınırın yeterli netlikte olmadığını kabul etmişlerdir. Bundan dolayı, Revize Makine Direktifinin (2006/42/EC) 24(1) maddesi, Asansör Direktifi (95/16/EC) kapsamında bir değişiklik yapılmasını öngörmektedir. Bu değişiklik doğrultusunda Asansör Direktifi (95/16/EC) içerisinde yer alan asansör tanımı aşağıdaki şekilde olacaktır: “ Bu Direktifin amacına yönelik olarak , ‘asansör’ belirli seviyelere hizmet veren, esnek olmayan ve yataya 15 dereceden fazla açı yapan kılavuzlar boyunca hareket eden bir taşıyıcısı olan aşağıdakileri taşımaya yönelik olan bir kaldırma teçhizatını ifade edecektir :

— kişiler,

— kişiler ve mallar,

—şayet taşıyıcı erişilebilir ise sadece mallar, yani bir kişi zorluk olmaksızın içine girebilir ve taşıyıcı içeriden kontrol edilebilir veya taşıyıcı içinde bir kişinin erişiminde bulunan kontrollerde. Sabit bir seyir yolu üzerinde esnek olmayan kılavuzlar üzerinde olmasa da hareket eden kaldırma teçhizatları bu Direktifin kapsamına giren asansörler olarak değerlendirileceklerdir. Bir “taşıyıcı” asansörün insanlar ve/veya malların kaldırılmak veya alçaltılmak için desteklendikleri kısmı anlamına gelir.

Bu Direktif aşağıdakilere uygulanmaz:

— hızı 0,15 m/s den büyük olmayan kaldırma teçhizatları,

— şantiye asansörleri

— kablolu havai hatlar, funiküler dahil,

— özellikle askeri ve polisiye amaçla tasarlanmış ve inşa edilmiş asansörler,

— işlerin yerine getirilebileceği kaldırma teçhizatları,

— maden ocağı vinçlerini, — sanatsal faaliyetlerde icracıları kaldırmak için amaçlanan kaldırma donatıları,

— taşıt araçlarına monte edilmiş asansörler,

— makinelere bağlı kaldırma teçhizatı ve münhasıran iş istasyonlarına makinede bakım ve denetim noktaları dâhil olmak üzere erişim için amaçlananlar,

— kremayer ve pinyonlu trenler,

— yürüyen merdivenler ve mekanik yürüyen yolları..”

29 Aralık 2009 tarihinden itibaren Revize Makine Direktifinin (2006/42/EC) uygulamasıyla birlikte, 0.15 m/s den fazla hızla seyir edemeyen asansörler,*** Asansör Direktifi (95/16/EC) kapsamı dışında kalacak ve dolayısıyla Makine Direktifine (2006/42/EC) tabi olacaklardır. Buna ilaveten, revize edilmiş Makine Direktifine (2006/42/EC), sabit sahanlıklara servis veren kaldırma makineleri ile ilgili belirli riskleri ele almak için Ek 1 bölümünde temel sağlık ve güvenlik gerekleri ilave edilmiştir. Söz konusu Revize Makine Direktifinin (2006/42/EC) 24(2) maddesi, Asansör Direktifinin (95/16/EC) Ek 1’inde yer alan 1,2 bölümüne de bir değişiklik getirmektedir. Buna göre bu tarihten itibaren direktif kapsamındaki her bir asansörün taşıyıcısının kabin olması zorunlu kılınmaktadır.

SONUÇ

Bir üretici veya montajcının piyasaya ürününü arz etmeden önce gerekli uygunluk değerlendirmelerini gerçekleştirerek mevzuata uyabilmesi açısından öncelikli olarak ürününün hangi mevzuat kapsamında olduğunu araştırması ve belirlemesi sorumluluğu bulunmaktadır. Bu doğrultuda, genel olarak kaldırma ve taşıma ekipmanları olarak adlandırılan tesisatların hangilerinin Asansör Yönetmeliği (95/16/AT) kapsamında yer aldığının belirlenmesi açısından ilk etapta kapsam dışında yer alıp almadığına bakılmalı, eğer kapsam içinde yer alıyorsa bir sonraki aşamada tanım içerisindeki unsurların değerlendirilmesine geçilmelidir. Söz konusu ürün, Yönetmeliğin asansör tanımı ile ilgili hükümlerinin tamamına uyuyorsa, montajcı ürününün Asansör Yönetmeliği (95/16/AT) kapsamında olacağını bilmeli ve uygunluk değerlendirmesi işlemlerini bu yönetmelik hükümlerine göre gerçekleştirmelidir.

KAYNAKLAR (1) Asansör Yönetmeliği (95/16/AT), 31/01/2007 tarih ve 26420 sayılı Resmi Gazete, (2) Asansörler 95/16/EC Direktif Uygulama Rehberi, AYSAD Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği, Ekim 2007, Cilt Xpress Baskı A.Ş., İstanbul

 

Not: Baya kitabi oldu. Artık okudunuz. Yapacak bir şey yok.

“MMO(Makine Mühendisleri Odası) ‘dan alıntı yapılmıştır.”

Read more

ALKIŞLAR SPEEDOL’A

Speedol firması hidrolik yağ imalatı yapan bir firmadır. Geçmişi çok eskilere dayanır. Yusuf Koçak Bey ile tanışmamız çok eskilere dayanır. Fiilen tanışırdık. Marka zaten bilindik ve kalitelidir. Gel zaman git zaman bu firma ile ortak hukukumuz bir telefonla şekillendi. Arayan kişi çalışan olduğunu ve bir platforma ihtiyacı olduğunu söyledi. Atladık gittik. Yeri gördük. Tesis gerçekten çok güzel… Tahminimizin de ötesinde bir dizayn ve disipline sahipti. Bir kasaba havası vardı tesiste.  Zannedersiniz ormanlar içerisinde doğaya uyum sağlayan bir doğal şekil. Dağ gibi, vadi gibi, nehir gibi…

Yerini yadırgamayan ve yerinde onu yadırgamadığı bir görsellik içerisindeydi. Oysaki içeride bir sanayi imalatı vardı. Ne ses dışarı çıkıyor ne imalatın atık dediğimiz kötü görüntüsünün izine rastlarsınız. Uzaktan baktığınızda kapıdaki araçları görmezseniz dersiniz ki ”boş herhalde”. İşte böyle bir yerde Speedol imalathanesi.

Bizi arayan arkadaşla buluşup keşif yaptık. Ardından sıcak çaylar servis edildi ve sohbet ettik. Sadece dinledik. Hiçbir şey söylemedi kimse. Çayı karıştıran arkadaş sohbet sırasında birden karıştırmayı kesti. Bardağını bıraktı. İçimizden çay içmek bile gelmedi. Moralimiz biraz bozulmuştu. Vedalaşmak istedik fakat bir kez daha yeri görmek istedik. Bu sefer daha detaylı ve hassas ölçülerimizi aldık. Araba da bir tek ses yoktu. Şirkete geldiğimizde sanki hepimiz bu sessizliğin içinde bir iş bölümü toplantısı yapmış gibi işimize koyulduk. Çizimler, imalat yapılacakların listesi, kontrol mercileri ile randevular bir bir halledildi. Sözleşmeyi dahi imzalamadık. Kendi işimiz gibi imzaladık. Karşı  – Speedol – tarafa sadece yapılacak görseller ve teknik bilgiler paylaşıldı. Onlarda hiçbir sorun çıkarmadan kabul ettiler. Ücreti bile konuşmadık.

Nasıl konuşacağız ki. Çalışan bir bayan arkadaşları geçirdiği trafik kazası sonrası sandalyeye mahkûm olmak zorunda kalmış. Tedavi süreci boyunca firma ve sahipleri bir kez olsun desteğini eksik etmemiş ve sağlığına kavuşuncaya kadar hep yanlarında olmuşlar.

Tedavisi bittikten sonra da işine geri gelmesi için ısrar etmişler. Ne kadar büyük bir mutluluk ve incelik… Bununla da kalmamışlar. Arkadaşlarının işini daha rahat yapması için –çalışma alanı 2.katta- bir engelli platformu yaptırmak istemişler.

Yusuf Koçak Bey ile toplantı yaptığımızda kapıyı kapattı ve bize “aman ha kimse duymasın, arkadaşa sürpriz yapmak istiyoruz” derken çok heyecanlıydı.

Bütün işlemleri bitirdik ve hafta sonu girip tüm işleri bir bir hallettik. Hepimiz heyecanlıydık. Çalışma arkadaşları inanır mısınız bizden daha çok heyecanlıydı. Hafta sonu olmasına rağmen yardım etmek için gelenler bile oldu. Her şey bitti. Güzelce boyadık.

Pazartesi arkadaşın sevincini anlattılar – özel işimden dolayı o gün gidemedim – müthiş bir sevinç ve gözyaşı hâkim olmuş.

İnsana değer vermek sözle olmaz. Çalıştığınız insanlarla birlikte ortak paydanın  – işçi/işveren – haricinde insani değerleri de paylaşmak kelimelerle ifade edilmeyecek bir incelik ve insanlıktır. Vicdan sorunudur.

Biz bu vicdanı, sorumluluğu, insanlığı Speedol Ailesinde gördük.

Bu yüzden bir kez daha diyoruz ki ALKIŞLAR SPEEDOL’A

Read more

PLATFORM MU ASANSÖR MÜ? -I

En çok ikilemde kaldığımız kelimelerdendir. Hangisini kullanırız. Tekliflerimizde isimlendirmelerimizde “yük asansörü” deriz. “Ebatları şu olan seyir mesafesi olan bir asansörü kaç paraya yaparsın veya kaç günde imal edersin.” Bizde aynen şunu deriz. “Bu asansör şu fiyata olur”. Asansör şu gün içerisinde imal olur sonra asansörü monte ederiz. Oysa terminolojiyi iyi kullanmak tanımlamaları doğru yapıp doğru sonuca gitmek gerekir.

Çok kitabi açıklamalar yapmadan şunu rahatlıkla açıklayabiliriz ki “Asansör, dikey veya yatay olarak yük ve insan taşımada kullanılan bir araçtır.”

 

31.01.2007 tarih ve 26420 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanan Asansör Yönetmeliğinin (95/16/AT) tanımlar bölümü içerisinde asansör şu şekilde tanımlanmıştır:

 

Belirli seviyelerde hizmet veren, sabit ve yataya 15 dereceden fazla bir açı oluşturan raylar boyunca hareket eden bir kabine sahip olup; a) İnsanların, b) İnsan ve yüklerin, c) Kabine ulaşılabiliyorsa, yani bir kişi kabine zorlanmadan girebiliyorsa ve kabinin içinde bulunan veya kabin içindeki kişinin erişim mesafesinde yer alan kumandalarla teçhiz edilmiş ise, sadece yüklerin, taşınmasına yönelik bir tertibatlardır. Kapsam dışında yer almayan ve binalara ve inşaatlara sürekli kullanım amacıyla monte edilecek bir asansörün, Asansör Yönetmeliği (95/16/AT) kapsamında değerlendirilebilmesi için aşağıda detayları verilen şartları sağlaması gerekmektedir.

2.1. BELİRLİ SEVİYELERDE HİZMET VERME

Bu, monte edilecek asansörün, insanların kabine binebileceği veya inebileceği sabit, önceden belirlenmiş düzeyler (katlar) arasında hareket etmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Yani kapsama dâhil olacak asansör, sabit ve belirlenmiş en az iki düzey (kat) arasında ulaşımı sağlamalıdır. Belirli yükseklikteki konumlara ulaşmak amacı taşıyan ancak önceden belirlenmiş katlara göre tasarlanmamış asansörler Asansör Yönetmeliği (95/16/AT) kapsamı dışında yer almaktadır.

2.2. SABİT RAYLAR Genel olarak, Asansör Yönetmeliği (95/16/AT) kapsamında yer alan asansörlerin kabinleri, esnek olmayan kılavuzlar boyunca hareket etmektedir. Ancak, Yönetmeliğin ikinci maddesinin b fıkrası; sabit raylar boyunca hareket etmese dahi, sabit bir mesafe boyunca hareket eden asansörleri (makas asansörü gibi) de kapsama dâhil etmiştir.

2.3. YATAYA 15 DERECEDEN FAZLA BİR AÇI OLUŞTURAN RAYLAR BOYUNCA HAREKET ETME Asansör Yönetmeliği (95/16/AT), sabit ve yatayla 15 dereceden fazla açı oluşturan kılavuzlara sahip asansörlere uygulanır. Örneğin bu şartları sağlayan eğimli asansörler, bina ve inşaatlara servis veren tesisatlar olup, kablolu tesisat kapsamında düşünülmemelidir. Yatayla açının 15 dereceden düşük olduğu durumlarda bu tip tesisatlar, Makine Direktifi kapsamına girmektedir.

2.4. KABİNE SAHİP OLMA Asansör Yönetmeliği (95/16/AT) kapsamında değerlendirilecek her asansörün bir kabine sahip olması zorunludur. Genel olarak kabin, asansör tarafından taşınan kişileri veya kişi ve eşyaları koruyan bir donanım olarak tarif edilebilir. Yönetmeliğin Temel Güvenlik Gereklerini açıklayan bölümünde; “asansör kabinleri, havalandırma açıklıkları haricinde sabit tavan ve taban dâhil olmak üzere tam boy duvarlarla tamamen kapalı olmalı ve tam boy kapıları olmalıdır” hükümleri yer almaktadır.

 

2.5. İNSANLARIN, İNSAN VE YÜKLERİN, KABİNE ULAŞILABİLİYORSA, YANİ BİR KİŞİ KABİNE ZORLANMADAN GİREBİLİYORSA VE KABİNİN İÇİNDE BULUNAN VEYA KABİN İÇİNDEKİ KİŞİNİN ERİŞİM MESAFESİNDE YER ALAN KUMANDALARLA TEÇHİZ EDİLMİŞ İSE, SADECE YÜKLERİN, TAŞINMASINA YÖNELİK BİR TERTİBAT

Bir asansörün Asansör Yönetmeliği (95/16/AT) kapsamında değerlendirilebilmesi için; insanları veya insan ve yükleri ya da kabine ulaşılabiliyorsa, yani bir kişi kabine zorlanmadan girebiliyorsa ve kabinin içinde bulunan veya kabin içindeki kişinin erişim mesafesinde yer alan kumandalarla teçhiz edilmiş ise, sadece yükleri taşıma amacına sahip olması gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, sadece yüklerin taşınması amaçlanan asansörlerde, şayet kabin kişilerce erişilebilir ve asansörün kumandaları kabin içinde veya kabin içinden erişilebilir durumdaysa bu durumda asansörün Asansör Yönetmeliği (95/16/AT) kapsamında olduğudur. Diğer yandan kişilerce erişimsiz olup sadece yük taşınması amaçlanan asansörler ile yük taşınması amaçlanan yükleme ve boşaltma için kişilerce erişilebilir olup kumandaları kabin dışında olan ve kabin içinden erişilemeyecek olan asansörler, Makine Direktifi kapsamındadır.***

“MMO(Makine Mühendisleri Odası)’ dan alıntı yapılmıştır.”

Read more

NUSR-ET

Nusr-Et bir marka, bir yaşam tarzı, bir sınıf ayrıcalığı, tiki, tike gibi kelimeleri sıralayabileceğimiz bir mekân. Steakhouseların başlangıç noktası olarak kabul edilir. Belki ilk bulanı değil ama kesinlikle en popüler olanıdır. Sırf selfie çekmek için bile bir müşteri portföyüne sahiptir. Eskiden anlatırlardı Taksim’e insanlar gitmek için giyinir, kuşanır, takım elbiselerini seçer, ayakkabılarını parlatıp Taksim’e eşlerini kollarına takıp, başları dik, kendinden emin, ileriye bakan gözler ve yüzde tebessümle Taksim caddesinde dolaşırlarmış. Hareketler hep bir naiflik, sakinlik içerisinde raks ederken herkes birbirine senkronize edilmiş gibi bir edayla yürürlermiş. Biz bilmeyiz bunları. Bildiğimiz Taksim; tıklım tıklım ve kimseye çarpmamak için kendinizi sakındığınız bir insan seli yeri.  Konumuz Taksim değil tabii ki de. NUSR – ET, müşterisi de bir zamanların Taksim’i gibi “seçkinlerin” veya bu anlamda çabası olanların gittiği bir mekândır. Popülerlik her ne kadar konuşulsa da burada lezzet kesinlikle ön plandadır.

Tabii ki bunlar bizim perdenin önünde gördüklerimizdir. Herkesin gördüğü yerdir perde önü. Fakat biz perde arkasını anlatalım orayı yaşadığımız için. Size söyleyebilirim ki –bu kadar yer görmüşlüğüm olduğu halde- gördüğüm en temiz, hijyen ve disiplinli yerdir. İnanır mısınız imalata kaç kere girip ölçü almak istedik, her seferinde onlarca hijyen ve temizlik kontrolü yapıldı. Her defasında aynı işlem yapılırken – personel dâhil – bizim haricimizde bir kimse de “öf” demedi. İçeri girdiğinizde gözleriniz kamaşıyor beyazdan dolayı. Her yer bembeyaz, ışıl ışıl. Elemanlar boneler, önlükler, maskeler, mekâna uygun ayakkabılar ve İSG denetimleri vs. şeylerle beyaz melekler gibi hareket etmektedirler. Kelebek cenneti dersiniz resmen. Fakat bir tek ses, gürültü yok. Herkes işini profesyonellik ile yapmaktadır. Bir telaş, koşuşturmaca yoktur. – Makinenin dişlileri gibi çark dönmekte – Aksayan hiçbir şeyin olmasına imkân yoktur. Kullanılan her türlü makine – bizi ilgilendiren kısım olduğu için – sınıfının en iyisi olduğunu gördük. Dersiniz ki “ya yemekçi makineden ne anlar” hayır kesinlikle öyle değildi. Her konuya hâkim uzmanları vardı. Ve sizinle baya baya yarışacak düzeydeydiler veya daha iyidirler de diyebilirim.

Nusr-Et markası, biz gördükten sonra değil elbette yapılan yatırımlar ve işlerindeki profesyonelliği yüzünden şuanda haklı gururunu yaşıyor ve sektörde kendinden çok söz ettiriyor. Biz, tesisi ve yapıyı gördükten sonra bu pozisyonların tartışmasız olması gerektiğini gördük.

Nusr-Et’ e ne mi yaptık? Aman boş verin siz, bizim yaptığımız yük platformlarını. Siz hiç bekler miydiniz bizim gibi makinacıların böyle bir yemek mekânından bahsedebileceğini. Kendimi yemek programı sunan Vedat Milör, Mehmet Yaşin gibi gurmelere benzettim. Olsun “Hak edene hakkını vereceksin” atasözümüzden de anlaşılacağına göre NUSR-ET bir yaşam felsefesi olarak yeni akımıdır, Türkiye’min.

 

Not: Birkaç adet yük platformu falan yaptık.

Read more

(ADAM)AR

Toplumu toplum yapan değer yargılarıdır. Her toplumun kendine has değerleri ve beraberinde getirdiği yargıları vardır. Bunları oluşturan ise kültürü, inancı, coğrafyası ve  sosyolojisidir. Bunu tabi ki sosyologlar daha iyi bilirler. Analizleri, çözümlemeleri ve tahlil yetenekleri akademik bilgilerinden dolayı bizden çok daha ilerdedir.

Adamar  firması da bu anlamda bizde böylesi bir çağrışım yaptı. İzmir kökenli firma işlerinin büyümesinden ve pazarlarının genişlemesinden dolayı İstanbul, Marmara bölgesinde de lojistik depolamalara gitmiştir. Evet, ne iş yaptığını söylemedik. Adamar, bir lojistik ve malzeme  tedarik firmasıdır. Gemilerin  -yerli veya uluslararası-  tüm ihtiyaçlarını karşılayıp lojistiğini yapan profesyonel bir firmadır. Dilovası bölgesinde satın aldığı yer gerçekten görülmeye değer bir yatırımdır. Yatırım da kullanılan tüm malzemeler ve makine teçhizatlar en iyi kaliteden seçilmiştir. Buradaki amaç paranın “şımarıklığını yapmak” değil de  “en iyi hizmeti en iyi şekilde vermek için ne gerekiyorsa yapmak” şeklinde yorumlanabilir.

Dilovası mermerciler sanayi sitesinden içeri girdiğinizde hele ki mevsim kış  ise, sadece rüzgârın ve soğuğun sesini duyarsınız. Araçtan dışarı çıktığınızda soğuk sizi sarmalamaz, sizinle boğuşur resmen. Yüzünüz soğuk karşısında şiddete maruz kalır resmen. Biraz dışarda durmak gerekiyorsa kemiklerinize kadar işler soğuk. İçeri girdiğinizde bambaşka bir hava oluşur. İçerde çalışan makinenin sesi ve dışardaki ortamı artık yadırgamaktan kurtulmuş , rutinleştirmiş bakışlarla karşılaşırsınız. Herkes kendi işinde. Ofis sıcak mı sıcak. Beyaz önlüklü bir hanım sürekli sıcak çay ve ıhlamur servis ediyor. Burnunuza limonun kokusu ve ıhlamurla dansının görüntüsünü hayranlıkla izliyorsunuz. Ofis haricindeki alanda ise hiç de yadırganmayacak bir ortalama oda sıcaklığı mevcut. Orda da harıl harıl çalışan işçilerin telaşı ve uyumu göz önüne gelmektedir.

Sizi o soğuk “coğrafyada” sıcak bir diyalog karşılıyor. Bir an unutuyorsunuz her şeyi. Araçla işyerine giriş arasındaki zaman içerisinde yaşadığınız o soğukla boğuşma sancısında üzerinizde ne varsa “kâr etmez inceden içinize doğan, alıp götüren sızıya…” dizeleri gibidir. Oysa içerde ortamdan mı yoksa maksimum oda sıcaklık ölçerin göstergesinden mi nedir bilinmez ama gömlekle oturuyorsunuz.

Orda başlıyor her şey zaten. Mütevazilik karşısında kendinizi başka bir alemde gibi zannedersiniz. İşe hakim ve ne istediğini bilen sorular ve karakteriyle dahil olur konuya. Küçük hesapları yoktur. Olması gerekeni sorar. “Fiyat kırmak, kıyas yaptırmak” değil de anlamaya çalışmak ve sonrasında derinlemesine bir analiz yapıp “en uygunu” bulmak için karşınızda doneleriyle bekler. Sıkmaz sizi. Her daralan ortamda bir espri, bir samimiyet ve ardından gelen kahkaha dışardaki soğuğa inat yükselmektedir. Küçükken çizdiğimiz ev resimleri gibi lambalarımız dışardan görünür ve evdeki tüm hareketler dışardan görünür. Aynı öyle bir resim çizeriz oradaki ortamda, her şey içerde ama dışarda gibidir. Fakat içerideki huzur, sıcaklık, samimiyet o kadar baskın ki dışarısı mağlup olmuş gibi sadece acısına ağlar gibi dövünmekte…

Anlaşma sağlanır. Çift pistonlu, iki ton kapasite ve on metre yükseklik. Evet, pvc sarmal kapılar ve kat seviyelemeyi de unutmayalım. Her şey o kadar samimi ve huzurlu bir ortamda gerçekleşti ki, beyaz önlüklü ablanın servis yaparken gocunmadan sayısı masanızda kalabalıklaşan çaylar ve ıhlamurlardan yine içmek istersiniz. Artık yola koyulma zamanı geldiğinden yüzünüzü ve üstünüzü sıkıca örter, koşarak araca binerken aklınız ve yüzünüzdeki tebessüm hala sıcaklığıyla durmaktadır.

Adamar  firması gerçekten de güzel bir isim seçmiştir. Mertlik, dürüstlük, güç, kuvvet bizim gibi feodal toplumlarda “adamlık” yani erkeğe mahsus biçilmiştir. Baskın güç erkektir, güç ve iyi olan her şey erkekte somutlaşmıştır. Neyse konumuz bu değildir. Sitemimizden dolayı bahsi geçti sadece açıklamamızın.

Ar kelimesi ise; hepimizin bildiği gibi temizlik saflık ve özeli temsil eder. Değerler toplamıdır. Temizlik göstergesidir.

Alın size ADAMAR yani ADAM-AR

 

Sonucu hemen bağladık. Gerçekten daha çok yazmak isterdim ama bugün baya bi yoğunmuşum. Telefonlardan ve misafirlerden dolayı yazıya odaklanamadım.  Gerek de yok zaten çok şey yazmaya. Biz penceremizden hep güzel şeyler gördük Adamar’a bakarken. Sizde aynılarınıve daha güzellerini görürsünüz. Bundan eminiz.

Read more

CİHAN BOYA’NIN RENGİ BELLİ

Otomotiv boya sektörünün öncülerinden Cihan Boya rengini belli etti. Yeni yaptırdığı satış ofisi için inşa ettiği plaza büyük bir görsellik ve büyük bir ihtişamla parmak ısırttırıyor. Enzo Nobel ödülü sahibi Cihan Boya her sene bu ödüle aday ve aday olmakla kalmayıp ödülü bizzat alıyor. Firma sahibi Bahattin Bey “ tırnaklarıyla yaşamı kazanmış ” bir profildir. Oturup konuştuğunuzda birden sakinleşmeye başlıyorsunuz. Sakin ve samimi üslubu ile oturup saatlerce sohbet edebileceğiniz bir “ yaşanmışlık abidesi ”dir. Sohbeti hayata dair hep anekdotlarla doludur. “ Bir çantayla başladım ” derdi bu işe. Ayaklarım su toplar hatta ayakkabı dayanmaz, bende yanıma bir spor ayakkabı bir de kösele alırdım. Yürümeleri spor ayakkabı ile yapar, kapıya geldiğimde köseleleri giyer, yüzümü yıkardım bende. Herkesin hayatında bir roman vardır. Fakat Bahattin Bey’ in romanı biraz merakla dinlenecek ve dersler çıkarılacak bir hayat.

Konumuza gelelim uzatmadan. Dört pistonlu bir araç platformu yaptık. 7,5 m seyir mesafesi olan araç platformu, inşaat başlangıç sürecinde başladığımız bir imalattır. Bizi tercih ederken “ referansla size ulaştım ” dedi. Referansı bilmiyorduk. Yanına görüşmeye gittiğimizde büyük bir asansör  firması ısrarla bizi önermiş. Hatta “ siz niye yapmıyorsunuz  “ demiş . Bahattin bey, onlar da “ işi uzmanına bırakalım, bizde insan asansörünü yapalım ” deyince merakı daha da artmış. Bunu da itiraf edecek kadar açık sözlü ve açık gönüllü biridir Bahattin Bey.

İşimizi yaptık. Çok erken bitmişti. Devreye almamızı istemedi; inşaat devam ettiği için. Sonrasında biz makine ile ilgili hiç konuşmadık. Fakat fırsat buldukça bu yaşam abidesi ile telefonla, yüz yüze konuşmak, sohbet etmek istedik. Her şey almak ve satmak değildir. Al-sat kültürü kapitalizmin sosyal hayatlarımıza soktuğu tüketen ve her şeyi çıkar ilişkisi görmemizi ve yaşamamızı sağlayan bir tüketici kültürdür. Bir ticari faaliyetinizi veya hizmetinizi istediğiniz kadar “ allayıp pullayın ” taş çatlasın on dakika sürer. Biraz daha zorlarsanız teknik donelerle otuz dakika sürer. Sonra…

Hiçbir şey konuşamazsınız, heybenizde insana dair bir şey yoksa.  Biz yapmasak da birileri platform yapar. Veya siz istediğinize yaptırabilirsiniz. Önemli olan al-sat mantığı haricinde insani ve dostane payda da buluşabilmek. Çünkü insan öğrenmek için çevresini de zenginleştirmelidir. Dostlarını ve sosyal ilişkilerini çoğaltmalıdır. Tüketen değil üreten bir diyalog ve samimiyete dayanmalıdır. Dürüstlük en kısa sürede test edilebilecek bir karakterdir. Biz bunu Cihan Boya’da ve onu şekillendiren Bahattin Bey ile çok net yaşadık.

Yük Platformu yükünüzü, Boğaziçi Platform yüreğinizi hafifletir.

Read more