BEŞGEN ASANSÖR DÖRT KÖŞE

SATIŞIN KİTABINI YAZAN ÇOCUK…

Asansör sektöründe iddialı işler yapan firmalar Boğaziçi Platform ’la ortak bir payda da buluşuyor. Her türlü imalat ve montaj anlamında kaliteli işçilik ve profesyonel malzemeleri, üstün çözünürlüğü ve görselliği olan mühendisleriyle projelere uygun imalatlar yapmaktadır.

Aylardan Nisan, hava baharı andırıyor. Sıcaklar mevsimin tüm olması gereken hava durumuna inat güneşin baskınlığında. Belirtilen adrese geldiğimizde bizi karşılayan arkadaşlarla yeni yapılmış bir odaya geçtik. Sırayla insanlar ve beraberinde getirdikleri unvanlarla karşımıza geçip oturdular. Kendimizi mülakatta gibi hissettik. Oysa bizim gidiş amacımız binamızın insan asansörü siparişini vermek ve pazarlık yapmaktı. Her şey çok sakin ve gözler hep dikkatli şekilde odada geziniyordu. Çaylar, kahveler, ikramlar hava da uçuşuyordu. Hele masanın yanındaki lokumlar ve kuruyemişler her sohbette avuçladığımız yemişlerdi. Hatta baya abartmış olmuş olmalıyız ki yenileri takviye yapılınca ben kendimi biraz geri çektim. Israrla beni teşvik edip “lütfen” diye ısrar ettiler ve biz ikramları bir bir sohbete katık olsun diye yemeyi sürdürdük.

Konuya girildi. Derdimizi anlattık. Uygun bir çözüm yolu arıyorduk. Malum hastalık “asansörü yapan firma kaçmıştı”, işi bitirmeden kayıplara karışmıştı. Pazarlık devam ederken ben “siz burada bir şeyler yapın bende size imalatımla ilgili bir siparişte iyi bir şey yaparım” dedim. “Ne yapacan ki abi sanki %30 indirim mi yapacan” dedi köşede oturan biri. Bense kendimden emin şekilde “tamam şimdi kıvama geldiler pazarlık güzel geçecek” diye düşünüp kıs kıs içten içe gülüyordum. “Yaparım tabi” dedim.

Birden biri dışarı çıktı, kâğıtlarla içeri girdi. Bizim antetli kağıtlar elinde, şaşırdım. Nedir diye daha sormadan “abi geçen ay aldığımız iş onaylandı. Bize %30 indirimi yapar mısın” deyince, lokumun tozundan mı, leblebinin parçacığından mı nedir bilmem, birden öksürmeye başladım. Ortalık kahkahalarla dolmaya başladı. Ben “erkekliğe” laf getirmemek için ısmarlama gülüyordum. Bittiğimin resmiydi. İstediğim sipariş için hemen en dip fiyatı verdiler ve benden de oran olarak baya bir indirim aldılar. Ava giderken avlanmıştık.

Sonra kahkahalar tekrar yükseldi, imzaları attığımızda. “Abi nasılsın” diye sordu Gökhan. Bizi tanıştıran da oydu. Titrek bir sesle “iyiyim” dedim.  Nasıl iyi olabilirdim bu kadar büyük işi bu paraya yapmaya. Ayrıca barter yapacaktık. Külliyen zarar.

Ofise geldim ve düşünmeye başlamıştım. Yılmaz Erdoğan’ın Organize İşler filmi aklıma geldi, ne hikmetse. Biraz daha düşündüm ve aklımda yine o film. Aradım Gökhan’ı. Hal hatır. Sonra konuya girdim. “Abi” dedi gülerek. “Senin geleceğini bekliyorduk ve siparişin onaylanmasıyla aynı zamanda seni çağırdık.  Konuştukça film şeridi gibi geçti o bekleme yerindeki dizayn, oturma şekilleri, diyaloglar…

Neyse bir kurgunun içine düştüm. Yapacak bir şey yok. Bak ne güzel bir anı olmuş. Biraz pahalı oldu ama hala aklımda önemli bir kesittir.

Gökhan Ünal, firmanın satış ve pazarlama sorumlusu. İlginç bir hayat hikâyesi var. İzmir’den İstanbul’a yeni bir hayat kurmak için zor şartlar içerisinde gelir. Burada tutunmak ister. Hayli de kiloludur. “Yeni yaşam yenilerle olur” demiş kendisine. İş bulmuş bir yerde. Depocu olarak. Yol bilmez iz bilmez İstanbul’da. Hemen başlamış işe. Akşam bir an önce evine gitmek çocuklarıyla bir araya gelmek ve bu “gurbet elde” onları, kolları kanatları altına almak ister. Gel zaman git zaman işe hâkim olur ve gittikçe de alışır ortama. Diyalogları, üslubu, kıvrak zekâsı çabuk fark edilir. Patronu bir gün çağırır odasına. “Bundan sonra satışçısın” der. Anlamamıştır ne demek istediğini, “efendim”. “Satışçısın oğlum” diye yineler patronu. Fark etmiştir onu. Diyaloğunun güçlülüğünü ve ikna kabiliyetini görmüştür. En zor işleri nasıl çevirdiğini ve işten kaçmadığını, bir kere bile vizite izni almadığını görünce aradığı kanın bu olduğuna kanaat getirmiştir. Gökhan artık satış için sahada.  Onun hayatının dönüm noktası o karar neticesinde, Gökhan Ünal’ın artık kolunda “bir bileziği vardır”. Kimseyi mahcup etmemek için gerek araçla gerekse otobüslerle yağmur, çamur demeden işini yapmaya çalışır. Firma onla beraber “şaha kalkar”. O artık Firmayla özdeşleşmiştir. Son yılların en fazla asansör satışı yapan adamı diyebiliriz. Yeter ki bir ışık görsün koşup kollayıp o işi bitirir.

“Kilolu demiştim”. “Yeni yaşam yeni şeylerle olur” –onun lafıdır- dedi ve şuan ki kilosu kadar bir ağırlığı bertaraf edip normal bir kiloya ulaştı. Böyle de azimli ve hayata tutunmayı bilen, yaşamı seven, iyi bir insandır.

Zaten bizi de punduna getirip “ava giderken avlayan”  o değil miydi?

Yolun açık olsun ”satışın kitabını yazan çocuk”.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir