SUN-TZU CUMARTESİLERİ NE YAPAR?

Bugün yine günlerden Cumartesi. Bilirsiniz sizlerle cumartesi ayrı bir hukukumuz var. Nedir mi? Ne olacak tabi ki benim serbest yazılarım. Ben yazma özentisi olan fakat yazıp yazmama arasında kalmış bir kulum. Naçizane tarifim budur.

Sizlere bu satırları yazarken radyoda dinlendiren, huzur veren ve şefkati barındıran bir kadın sesi yükseliyor. “Karadır kaşları” diyor. Sözlere mi takılsam “Lokman hekim gelse yaram azdırır -yaramı sarmaya yar kendi gelsin-” yoksa söyleyene mi? Bir kimliği, duruşu vardır. Onu dinlerken Pir Sultana, Bedrettin’e, Musa Amcaya, çocuklara, güneşin ilk Işıklarına, Aze’ye, Kara Kaşlara vs. gidersiniz. Alır götürür sizi. Çok meraklanmayın bahsettiğim kişi İlkay Akkaya’dır. Bu aralar sağlık sorunları yaşıyormuş. Çok üzüldüm. Acil şifalar diliyorum. Umarım bir an önce toparlanır veya toparlanmıştır.

Ne demiştik? Sun-Tzu. Kitabının ismi Savaşma Sanatı. 2500 yıl önce yaşamış. Fakat hala konuşuluyor stratejileri, sözleri. Hani sosyal medyada meşhur, alımlı, kulağa hoş gelen kelime pazarı yaptığımız sözlerimiz var ya. Her şeye yazarız. Her konuda bir intikam, bir hazımsızlık, bir laf sokma, bir kabullenmeme ve “günü geldiğinde…” gibi imalı sözleri kullanırız. Aralarından çok güzel kelimeler ve sözlerde çıkmıyor değil. Zaten bu akıllı telefonlar ve gelişen sosyal medya bağımlılığı ile baya baya şair, edebiyatçı, yazar, laf ebesi, ebesini seven kalemşorlar ve yönetmenler,- taş çıkaracak cinsten- fotoğraflar,  “selfieciler” yetiştireceğiz. İnanır mısınız olimpiyatları seyrederken yarışmacılarımıza hiç rastlamıyorum. Çünkü genelde ilk turlar geçmiştir ve elenenler arasındadır bizimkiler. Futbol da hala bu kadar “para pula rağmen” Andora maçını zor kazandık. Moldovya’yı yenerken bir kez daha “Avrupa Fatihi ilan ettik” kendimizi.

Amatör sporlarda bir nebze ilerleme var fakat o da nereye kadar. Alttan gelecek bir organizasyonu destekleyecek finans kaynağı kalmamış futbola harcamaktan.

Bir tek PARALİMPİK sporcularımızı kutluyorum. Onları seyrederken göğsüm kabarıyor. Hayranlıkla bakıyorum. O nefes alışlarını hisseder gibi oluyorum. Yüzümüzü de bir onlar güldürüyor. Futbolda ki başarıları ortada. Yüzme de baskette, neler yaptıklarına şahidiz. Çünkü ciddi yapıyorlar işlerini. Toplumda fark edilmek için değil. Onlar birer eylemci, devrimcidir. Çünkü onlar sadece kendilerini değil, farkındalıklarını kendi adlarına değil kendileri gibi olan “engelsiz yaşamı” hak eden herkesin sesi olmaya çalışıyorlar. Bu kadar kıt imkânla, sadece kendilerine biçtikleri misyondan dolayı çabalarıyla bu başarıları elde ediyor ve tüm ülkeyi sevindiriyorlar. Bravo size engelsiz yaşamı isteyen çocuklar.

Konumuz sosyal medyadaki başarılarımızdır. Sporu bilmem ama sosyal medya olimpiyatlarında ben en az yarı final diyorum. Altı olmaz. Final hiç zor değil. Çok yetenekliyiz çok.

Size Sun Tzu’ dan biraz kısas yapalım;

Sun Tzu, milattan önce 6. Yüzyılda yaşamış olan Çinli bir komutan, filozof ve askeri stratejisttir.

Onun “Harp Sanatı” ya da “Savaş Sanatı” olarak anılan ölümsüz eseri, zaferi kazanmak için savaşa nasıl hazırlanmak gerektiğini ve savaşın nasıl yürütülmesi gerektiğini inceleyen bir eserdir.

Çin Edebiyat tarihinin en uzun süre hayatta kalan eserlerinden biri olan Savaş Sanatı, yıllar boyunca Çin askeri stratejisinin önde gelen eserlerinden biri oldu.

Savaş Sanatı, Batı dillerinden önce Fransızcaya 18. Yüzyılda, daha sonra İngilizce ’ye 20. Yüzyılda çevrildi. Ardından birçok Batı diline çevrilerek Çin dışında da oldukça önemli bir eser durumuna geldi.

Savaş Sanatı, yazılmasının üzerinden yaklaşık 2500 yıllık bir süre geçmiş olmasına rağmen bugün sadece savaş alanında değil; kazanmanın ve kaybetmenin olduğu hemen hemen her alanda önemli dersler sunmaktadır.

Sun Tzu’nun Savaş Sanatı adlı eserinde verdiği tavsiyeler, politika, hukuk, iş dünyası, ekonomi ve spor gibi birçok alanda uygulama alanı bulabilecek niteliktedir. Kitabın bu özelliği, Savaş Sanatı’nı basit bir askeri strateji kitabı olmanın çok ötesine taşımaktadır.

Sun Tzu’nun hayatı hakkında çok az şey bilinmekle birlikte, onun Çin’in en çatışmalı dönemlerinden birinde (Savaşan Devletler Dönemi, M.Ö.403 – M.Ö. 221) yaşadığı ve kitabını da bu dönemde yazdığı düşünülmektedir. Dolayısıyla yazarın birçok önemli savaş deneyimi yaşamış olması muhakkaktır.

Bu kitap ve sözler aslında günlük yaşamda bile bize yarayabilecek derinlikte ve felsefededir.

En önemli 30 Taktik ;

  • Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha yakın.
  • Gücü kendinde, zayıflığı düşmanında ara.
  • Düşmanının güçlü yanından sakın, zayıflıklarına saldır.
  • Çok konuşmayarak, gizliliği güven altına almak; dimdik durup, adaletli olarak disiplini sağlamak komutanın görevidir.
  • Taktik olmadan strateji, zafere giden en yavaş yoldur. Strateji olmadan taktik, yenilgi öncesi yapılan gürültüdür.
  • MükemmeIIik her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır.
  • Bütün savaşlar aldatmaca ve şaşırtmalara dayanır.
  • Düşmanı hor görüp planlamayı ihmal eden, düşmana esir düşmeye mahkûmdur.
  • İnsanlar bir kez birleştiler mi, cesurlar tek başlarına ilerleyemez, korkaklar ise tek başlarına geri çekilemezler.
  • Rakibinizin değer verdiği bir şeyi ele geçirin o zaman sizin iradenize teslim olur.
  • En büyük ustalık zayıf ve beceriksiz gözükmektir.
  • Planlarınız gece gibi karanlık ve aşılmaz olsun, harekete geçtiğinizde şimşek gibi çakın.
  • Kendi duygularına kapılıp, silaha sarılma.
  • Sevilmeyen bir komutan ulus için yararlı, orduya da önder olamaz.
  • Uzun savaştan fayda görmüş bir ülke yoktur.
  • Düşmanı bildiğiniz kadar kendinizi de biliyorsanız, zafer konusunda şüpheniz olmasın.
  • Rüzgâr kadar hızlı, orman kadar yoğun olun.
  • Dövüş ustası olanlar öfkelenmezler, kazanma ustası olanlar korkmazlar, akıllılar dövüşmeden kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.
  • İlk davranan olmaktansa bekleyip izlemek daha iyidir. Bir adım ilerlemektense iki adım geri çekilmek daha iyidir. Bunun adı ilerlemeden ileri gitmektir. İki büyük güç karşı karşıya geldiğinde; zafer yol vermeyi bilenin olacaktır.
  • Savaş ateş gibidir. Sen söndürmezsen, o kendini yakar tüketir.
  • Ve durum kritik değilse savaşmamalıdır.
  • Nasıl ki suyun sabit bir şekli yoktur, savaşta da sabit şartlar yoktur.
  • Zorlukları bertaraf edenler, daha zorluk meydana çıkmadan tedbirini alanlardır. Düşmana galip gelenler düşmana hazır olmadan saldıranlardır.
  • Askeri bir birliğin belli bir kalıbı olamaz, su gibi olur. Suyun da belli bir kalıbı yoktur. Zaferi kazanma yeteneği düşmana göre değişim göstermek ve koşullara adaptasyondan geçer. Buna deha denir.
  • Önemli olan düşman kuvvetlerinin stratejisini bozmaktır, savaşa tutuşmak değil.
  • Herkesin bildiğini bilmekten öteye gidemeyen bilgi işe yaramaz.
  • Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilmezsen, her savaşta tehlikedesin.
  • Bir üstünlük gördükleri halde bundan yararlanmıyorlarsa bitkinler demektir.
  • Fırsatlar kovalandıkça katlanır.
  • İnsanların içindeki kötülük tohumlarını doğruluğa, talihsizliği kazanma hırsına dönüştürmek dünyanın en zor işidir.

“Sun-Tzu Cumartesileri Ne yapar?”

Yazının başlığına bakmayın siz. Bu kadar düşünmüş; yazılar, stratejiler düşünmüş birinin günlere, aylara takılmadığını tahmin edebiliriz. Fakat ben bu Cumartesi Sun-Tzu’yu düşünerek geçirdim. Ne de güzel oldu Cumartesi, Cumartesi…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir