ERDOĞANLAR ALÜMİNYUM’A AR-GE DESTEĞİ

KOSGEB ’in, TÜBİTAK ’ın destekleriyle Erdoğanlar Alüminyum bilimselleşti. Bilim desteklerini peşi sıra kendine alan Erdoğanlar Alüminyum…

Tabi ki böyle bir şey manşetten dolayı akıllara gelebilir. Fakat olaya bir espri  katarak ilk cümleyi kaleme aldık.

Boğaziçi Platform her türlü fikre açık ve önerileri süzgecinden geçirdikten sonra bir bir bir hayata geçirmek için mücadele eder. Bu söylemi  Erdoğanlar Alüminyum ile yaptığımız işbirliğinden daha sonra rahatlıkla söyleyebiliriz. Erdoğanlar Alüminyum Ar-Ge ekibi ile yaptığımız toplantıda tamamen otomasyona dayalı bir öneri geldi. Hiç tereddüt etmeden ve heyecanlanarak hemen kabul ettik. Çok zordu. Gerçekten mantığı, bilimi zorlayan bir sistemdi. Her şeyden bir örnekleme vardı. Tren rayından,  fırın kazanından, giyotinden, hidrolikten, akıllı sistem sensöründen, her şeyden ama her şeyden bir örneklemeyle masamızı, kafamızı doldurduk. Oturduk sıralama yaptık. Sistem anlatınca bile çile yuvasıydı. Neresinden tutsan bir kördüğümdü.

Yılmadık. Sakin sakin ezberlerimize rollerimize çalıştık. Bazen nefesimiz kesiliyor, ellerimiz titriyor, yüreğimiz sızlıyordu. Korkudan değil heyecandan. Çünkü amaç bir şeyler bırakmak insanlığa. Hediye etmek bir şeyleri. Günler sonra bir araya geldik, kimsede ses yok. Malzemelerimiz, heybemizdekileri bir bir çıkardık. Sessizliği sadece fabrikanın çalışması bozuyordu. Meraklı gözler üzerimizdeydi. Bizde merak ediyorduk. Çay molasına bile çıkamaz olduk. Heyecandan dudaklarımız lal olmuştu.

Bir bir süzüldüler…” derdi şair. Aynen öyle oldu. Bir bir monte ettik. Sonra büyük gün yaklaştı. Denedik olmadı. Bir daha denedik! Her parça çalışıyor fakat senkronize edemedik.  Yılgınlık yoktu fakat akıllıca da düşünemiyorduk.  Stres yüzümüzde terlerle yere düşerken tuttuğumuz her şey elimizde terliyordu sıkmaktan.

Bir şey yaparken her türlü aksilik olur. Hele ki yaptığınız bir ilkse. Öncesi olmayan ilk sizin elinizde şekillenen bir şeyse. Stresiniz artar moraliniz bozulur o an. Fakat umutsuzluk, inanmamak içinize bir kurt gibi girerse o zaman korkun işte. O zaman bittiğiniz andır. Biz ve Erdoğanlar Alüminyum yöneticileri o kadar inanmıştık ki bu işin çok güzel olacağına. Bir kez olsun inancımızı yitirmedik.

Sonra biri mesaj attı. Videoydu. Biz artık geç saat olduğu için çıkmıştık. Kalan ve bir o kadarda olumsuz tabloyu kabullenmeyen arkadaşlar, gecenin tam en kör saatinde mesaj attı. Sistemi devreye almışlar. Hemen kilometrelerce uzaklıktaki montaj yapılan tesise gittik. Sadece gülüyorduk. Karnımız ağrıyana, çenemiz gerilene kadar gülüyorduk başarmıştık. Sistem senkronize olmuş ve “tıkır tıkır” çalışıyordu. “Başardık” dedi birisi. Aslında hepimizin dili olmuştu bu söylem. Evet BAŞARMIŞTIK.

 

Beş pistonlu bir platformdu. Her şey otomasyonla çalışıyordu. Siz sadece yükleme alanına yükü bırakıyorsunuz, sistem ürünü alıyor ve yerine teslim ediyor. Yük bırakılıyor, platform kumanda ile çalışmaya başladıktan sonra kata geliyor. Kapılar açılıyor, bekleyen yükü alıp tekrar kapıları kapatıp yükü aşağı indiriyor ve ardından kapı açılıp final yerine yükü indiriyor.

Olmuştu. Bizde bu işte olgunlaşmıştık ve tarihe yazılacak, Ar-ge diyeceğimiz bir işlemi yapmıştık. Bu işlemle Dede Korkut masallarındaki gibi bir ismi hak etmiştik.  İsmimizi müşterilerimiz belirleyecekti. Fakat biz kendimize “SERÜVENCİ” diyoruz şimdilik. İlkler hep korku verir. Ezberler sıradan adamların işidir. Cesur olanlar, şairinde dediği gibi ;

Birazda serüvendi yaşamak

belki yatkındı büyük yolculuklara

ki serüvenler daima büyük aşklar

ve büyük yolculuklarla başlar

HOŞÇAKALIN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir