JEANNE D’ARC’IN RÜYALARI

Tarihte, günümüzde hep kahramanlardan bahsedilir. Ne hikmetse kahramanlık deyince akla hep erkekler gelir. Kadın kahramanlar çok az sayıda veya hafızadadır. Tüm sosyal katmanlarda ve dönemlerde -İlkel komünal, Köleci, Feodal, Kapitalist- hep erkek ön planda ve “güç” onda sembolize edilmiştir. Burada size kadın erkek eşitliği, feminizm üzerinde durmayacağım. Kaç satır yazı yazabilirim ve bu yazıda konu haricinde, bahsettiğim ve rahatsız olduğum konu hakkında içimdekileri kusayım. Sadece sinirlenebilirim. Öyle de yapıyorum şuan.

Kadın kahramanlardan bahsederken Jeanne d’Arc’dan bahsetmemek olmaz.

Jeanne d’Arc (Jan Dark) 1412 yılında Domremy’de bir köyde doğdu.

Tam anlamıyla bir savaşın ortasına doğmuştu. Zira o yıllar, Fransaİngiltere arasında cereyan eden Yüzyıl Savaşlarının en kanlı dönemleriydi. Denizde muazzam kuvvetli olan İngilizler her taraftan bastırıyor, Fransızlar ise sonuna kadar topraklarını savunmaya çalışıyordu.

Daha 12 yaşlarına geldiğinde, meşhur Hristiyan azizelerinin rüyalarına girdiğini söylemeye başladı.

Jeanne d’Arc rüyasına giren azizelerin, ona ülkesini İngilizlerden kurtarabileceğini söylediklerini belirtiyordu. Bu beyana göre Jeanne d’Arc bir nevi seçilmiş, kutsal bir kurtarıcıydı.

16 yaşına geldiğinde evden kaçarak Fransa Kralı VII. Charles’ın huzuruna kadar gitti.

Din adamları birkaç sorgudan sonra Jeanne d’Arc’ın gerçek bir kutsal kurtarıcı olduklarına inanmışlardı. Emrine birkaç asker verilerek savaşa katılmasına müsaade verildi. Gerçekten de 1429 yılında İngiliz işgalindeki Orleans’ı geri almaya muvaffak oldu.

Orleans’ın geri alınmasındaki başarısı ona büyük bir şöhret kazandırdı.

Herhangi bir kadının bu denli başarılı bir savaşçı olabilmesi pek mümkün değildi. Fakat Jeanne d’Arc çok iyi bir savaşçı haline gelmişti. İnsanların güvenini ve saygısını da kazanmıştı. Artık Fransa yükselişe geçmişti.

Ne yazık ki Jeanne d’Arc için aynı şey söz konusu değildi. Birkaç başarılı zaferden sonra başına çok kötü bir şey geldi.

23 Mayıs 1431’de İngilizler tarafından yakalandı. Kısa süreli tutsaklığın ardından yargılanmak için engizisyon mahkemesi karşısına çıkartıldı.

Engizisyon Jeanne d’Arc’ı dinsizlikle suçluyordu.

Mahkemeye göre o erkek kıyafetleri giyerek savaşmaya çalışan, gaipten sesler duyan bir kâfirdi. Yargılama sonucunda idam cezasına çarptırıldı. Günahlarının cezası olarak diri diri yakılmasına karar verildi. Yeni doğan bir özgürlük savaşçısı iken birden ölüme mahkûm edilmişti.

Jeanne d’Arc 30 Mayıs 1431 günü Rouen kentinde büyük bir kalabalığın önünde diri diri yakılarak ölüme terk edildi.

Bu şekilde hayata veda ettiğinde daha henüz 19 yaşında bir genç kızdı. Fakat Jeanne d’Arc’ın yaptıkları hiçbir zaman Fransızların hafızalarından silinmedi. 1436’da Paris, İngilizlerden geri alındı. 1444’te imzalanan antlaşmayla da Normandiya bölgesi Fransa‘nın eline geçti. 1453’te Yüzyıl Savaşları sona erdi. Jeanne d’Arc ise kutsal bir azize olarak hafızalarda yer edindi ve daima anılır oldu.

Kısaca hayatı budur. Hayatı ve kahramanlığı bizim şuan en çok ihtiyaç duyduğumuz şeydir. Hem kadın önderliği hem duygularının temizliği ve o güzelliğini -çok güzel olduğu söyleniyor-  bir ev, çocuk ve erkekle evliliğe değil toplumsallaşmaya ve halkının menfaati için çabalamış biridir.

Platform sektöründe çok isterdim bir kadın yoldaşımızın, meslektaşımızın olmasını.

Kadın, her dinde değerlidir. Cennet onların ayakları altında olduğu bile söylenmiştir. Üreme ve çoğalma kadın sayesinde olmaktadır. Yaşamın olmazsa olması ve kutsallığıdır.

Jeanne d’Arc, hem küçük yaşta hem de feodalizmin en yoğun olduğu dönemde tercihini içinden gelen sese göre tercih etmiştir.

Bize de Jeanne d’Arc’lar lazımdır. Bugün belki tıkandığımız nokta da kahramanları daha bir anar olduk. Yaşamımızın her alanında bize, bizden -insan olarak- örnek olacak ve modelleme yapabileceğimiz kahramanlar gerekir. Onları toplumdan ayıran en büyük özellik yaptıklarıdır. Hepsi etten, kandan, sudan oluşsa da anne babaları olsa da kahramanlık fiziksel değil aşksal bir eylemdir. Onların aşkında emek var. Koca yürekleri vardır. O koca yüreklerinde sıcacık bir sevgi vardır. Her şeyi herkesi kucaklayan. Cesarettir, aşklarının ismi. Sevdi mi korkmazlar. İnkâr etmezler. Ve sevdikleri şey için kendilerini feda etmeyi, ceza çekmeyi umursamazlar. Hep yüzlerindeki tebessüm, sıcak ve heyecanlıdır onca zulme rağmen. Şairin de dediği gibi;

“Birazda serüvendi yaşamak

belki yatkındı büyük yolculuklara

ki serüvenler daima büyük aşklar

ve büyük yolculuklarla başlar”

Platforma, makaslıya nasıl bağlayacağım bilmiyorum. Sizde meraklandınız. Valla bunu da bağlamayalım. Gezelim, görelim, eğlenelim ama bir yere de bağlamayalım. Hem bugün Cumartesi. Havada güzel. İstanbul’da deniz bir başkadır. Gidip deniz kenarında seyyar çaycıdan bir bardak çay içelim -lezzetli oluyor çayları- sonra Jeanne d’Arc’ı düşünelim. Kahramanlarımızı -iç dünyamızdaki- düşünelim. Jeanne d’Arc rüyalarını yaşadı. Bizde güzel rüyalar ve düşler kuralım. Düşlerimiz olursa umudumuz da olur. Hayat sadece çalışmakla almak-satmakla veya rutin şeylerden ibaret değildir. Duygularımız ve düşüncelerimizle daha da anlamlı olmaktadır. İnsan olmanın anlamı budur. Özleyelim, hatırlayalım, yaşayalım. Sonra çocuklarımızı düşünelim. Geçmiş ve geleceğimiz bizim en büyük ilacımızdır. Ve yaşamda ışık olabilecek değerlerimizi unutmayalım. -Bak bu güzel oldu-

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir